Türkiye’de ve Dünyada Aile Terapisi

Emel KALINKILIÇ

Aile kavramı çok eski olmasına rağmen aile terapisi bizim için yeni bir kavramdır. Aile terapisi, bir psikoterapi dalıdır ve bir terapist tarafından yürütülür.

Günümüzde kullanılan terapi yöntemleri içerisinde en yenilerden olup, farklı sistemlerde farklı isimlerle yer almaktadır. Aile terapisi, çift ve aile terapisi , evlilik ve aile terapisi , aile sistemleri terapisi ve aile danışmanlığı bu isimlerden en yaygın olanlarıdır. Ülkemizde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalar sebebiyle yaygın olarak aile danışmanlığı adı ile bilinmektedir. Aile terapisi kavramı ile kastedilen, esasında aile gruplarının terapisidir. Terapist, bireysel psikoterapiden farklı olarak, bireyi değil, bir bütün olarak, bir sistem olarak aileyi ele alır. Bütün onu oluşturan parçaların toplamından fazladır ilkesine göre hareket eder ve bir bütün olarak ailenin etkileşimini çalışır. Ailenin işleyiş biçimini, aile üyelerinin birbiriyle etkileşimini ele alır. Aile terapisinde, aileyi oluşturan bireylerin bireysel nitelikleri kadar, bu bireylerin aralarında kurulan etkileşimin niteliği ve işlevleri de önemlidir.

Aile terapisinde amaç, ailenin yaşadığı sorunlar için çözümler üretmek, aile üyelerinin sağlıklı iletişim kurabilmelerini sağlamak, birbirlerini iyi ve doğru anlamaları, çatışmaları çözebilmeleri ve sağlıklı sınırlar çizebilmeleri için gereken beceriler kazandırmaktır. Aile terapisinin kökeni 20 yy.a dayanır. Fakat formal olmayan bir şekilde bakıldığında, tarihinin aslında çok daha eskilere dayandığı görülür. Bilimsel yöntemlerle ve sistemik bir yaklaşımla yapılmasa da, çok eski kabilelerde, yaşlı ve bilge kişilerin yetişkinler arası ikili ilişkileri düzenleyici rol üstlendikleri, gençlerin ve çocukların eğitiminde rol aldıkları bilinmektedir. Formal gelişimine bakıldığında ise, karşımıza öncü ülke olarak Amerika, hızlandırıcı olay olarak da İkinci Dünya Savaşı çıkar. Amerika’da 1940lara kadar aile terapisi diye bir şey yoktur. Süreci başlatan faktör, kadının üniversitelerde eğitim görmeye başlaması olmuştur. Üniversitelerde eğitim gören kadınlar, ağırlıklı olarak aile ve ev yaşamıyla ilgili dersler almayı talep etmişlerdir. Bunun üzerine dersler planlanmış, daha çok uzman bu konuda kafa yorar olmuş, bu konuda kitaplar hazırlanmış ve zamanla dergiler yayınlanmaya başlamıştır. Bunu, yerel yönetimlerin “mahalli aile memurları” uygulaması takip etmiştir. mahalli aile memurları,hizmet verdikleri bölgeyi dolaşarak, aileler ile görüşmeler yapmış, aile dinamikleri ve yaşamı hakkında bilgiler vermişlerdir. Pratikteki uygulamalar teorik uygulamaları da hızlandırmış ve okullarda “evlilik psikolojik danışması” adı ile bölümler kurulmaya başlamıştır. Akabinde aile ve evlilik danışması/terapisi ile ilgili derneklerin açılması, aile ilişkileri enstitülerinin kurulması gelmiş ve evlilik psikolojik danışması profesyonel bir alan olarak varolmaya başlamıştır. Fakat aile terapilerinin gelişmesini sağlayan asıl etki, ikinci dünya savaşı ve bu savaş sonrasında toplumsal hayatta yaşanan değişimler olmuştur. ABD’de savaş ve beraberinde getirdiği sonuçlar, milyonlarca ailede önemli travmalara ve strese yol açmıştır. Çok sayıda erkek evinden ailesinden ayrılmış, çok sayıda kadın çalışma hayatına girmiştir. Aile yapısı beklenmedik bir şekilde değişmeye başlamış ve aileler maddi ve manevi ciddi kayıplar yaşamışlardır. Travmayla, acılarla ve değişimlerle boğuşan ailelerin ve bireylerin psikolojik olarak desteklenmesi gerektiği kaçınılmaz olarak görülmüştür. Bunun üzerine 1946 da ABD’de önemli bir kanun çıkarılmıştır; Ulusal Ruh Sağlığı Kanunu. Bu kanun, eyaletlere, ruhsal bozuklukların önlenmesi, tanısı ve tedavisi için gereken parasal yardımı sağlamayı zorunlu kılmıştır. Sonradan bu yasa kapsamına ailelere sunulan ruh sağlığı hizmetleri de dahil edilmiş ve böylece aile terapileri de dahil, psikoterapinin tüm alanları gelişmeye başlamıştır. Bu gelişme sonucunda, elbette ki ilk ihtiyaç, bu alanda çalışacak yetişmiş elemanlar olmuş ve 1960lı yıllarda aile terapisi için eğitim merkezleri ve akademik programlar açılmaya başlanmıştır. 1960lı ve 70 li yıllar, Avrupa’da da aile terapisi alanında hızlı gelişmelerin olduğu yıllar olmuştur. Özellikle İtalya ve İngiltere’de bu yıllarda yaşanan gelişmeler alanın gelişimine önemli katkılarda bulunmuş ve aile danışmanlığı tüm dünyada yayılmaya başlamıştır. 2000-2010 yıllarında ise alan artık iyice gelişmiş ve yerleşmiştir. Bu gün gelinen noktada Avrupa, Amerika, Asya, Afrika ve Avustralya kıtalarının hepsinde aile terapisi ile ilgili meslek kuruluşları ve dernekler mevcuttur. Aile terapisinin ülkemizdeki gelişime bakıldığında ise, dünyadaki gelişimine paralel olarak 2000- 2010 yıllarında önem kazandığı, ancak özellikle son birkaç yıl içinde popülaritesinin arttığı görülmektedir. Bu popülarite artışında birden çok faktör etkili olmuştur. Bunlardan birisi, günümüzde yetişkin dediğimiz yaş grubunu oluşturan bireylerin ağırlıklı olarak, X kuşağından olması, yani, bireyselliği, bireysel ihtiyaç ve mutlulukları ön planda tutan, farklılaşmaya ve kariyer planına önem veren bir kuşaktan olmasıdır. Kuşak olarak taşınan bu özellikler, haliyle toplumsal yaşamın ve aile yaşamının da şekillenmesinde belirleyici olmaktadır. Toplum yapısı, aile yapısı ve buna paralel evlilikler bir önceki kuşağa göre değişimler göstermektedir. Bazı yaklaşımlar bunu Türk aile yapısının bozulması, evlilik sisteminin çökmesi gibi yorumlarla açıklasa da esasında bahsedebileceğimiz şey bir bozulma değil, kuşak özellikleri ile paralel giden bir değişimdir. Değişim, her zaman gelişim anlamına gelmeyeceği gibi, her zaman bozulma anlamına da gelmez. Toplum da, aile de, bireysel düzeyde yaşanan değişimlere bağlı olarak değişmektedir ve bu kaçınılmazdır. Bu durumda da işlevsel bakış açısı, eskiye döndürelim değil, farklılıkları tanıyalım ve mevcut durumu iyi yönetelim şeklinde olmalıdır. Zira değişim devam edecektir. X kuşağından sonra gelen ve önümüzdeki yıllarda nüfusun yetişkin ve evli popülasyonunu oluşturacak Y kuşağında muhtemelen aile ve toplum yapısında yine değişimler olacak ve sistemler yine kendini yenileyecektir. Benim öngörüm, bireyselliğin sevilmediği, farklılaşmanın değil benzeşmenin benimsendiği, ailenin ve arkadaşlığın çok önemli olduğu bu kuşakla birlikte, evlilik ve aile yine yükselen değer olacağı yönündedir. Aile tarapisi açısından bakıldığında da, terapistlerin, kuşak farklılıklarını iyi bilmesi, toplumsal değişimleri iyi okuyabilmesi ve ailelere bu doğrultuda rehberlik yapabilmesi çok önemli bir ihtiyaca cevap olacaktır. Aile terapisinin son birkaç yıl içinde popülaritesinin artmasında etkili olan bir diğer faktör de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bu konuda yürüttüğü çalışmalar olmuştur. Bakanlık, evlilik öncesi eğitim, aile eğitimi, boşanma danışmanlığı gibi birçok önemli eğitim ve destek programına imza atmıştır. Buna paralel, alanda yetişmiş meslek elemanı ihtiyacı doğmuş, yeni bir istihdam alanı açılmış ve birçok üniversite ve eğitim kurumunu aile danışmanlığı konusunda eğitim programları düzenlemeye başlamıştır. Ülkemizde aile terapisinin bu kadar popüler olması maalesef ki, terapi alacak ailelerin, bu konuda gelen talebin artması sebebiyle değil, bu konuda eğitim almak isteyen profesyonellerin artması sebebiyle olmuştur. Çünkü bakanlığın yeni düzenlemesine göre, Aile danışmanı eğitimi alabilmek için, çocuk gelişimi, sosyal hizmet, psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, hemşirelik, tıp alanlarından birinde en az dört yıllık lisans düzeyinde eğitimi tamamlamış olmak yeterli sayılıyor. Yani terapi eğitimi ve alt yapısı olmayan meslek gruplarına da terapist olma yolu açılmış oluyor. Terapi konusunda halihazırla psikiyatristler ile psikologlar arasında bile bu kadar çok tartışma yaşanırken, bu yeni eğitim programı bu tartışmaları çok daha alevlendirecek gibi durmaktadır. Meslek yasalarının olmadığı ve mesleki sınırların net çizilmediği bu alanlar, önümüzdeki yıllarda tartışmaya açık bir konu olarak karşımıza çıkacaktır. Bu tartışmaların önüne geçebilmek için, görev tanımlarının, mesleki sınırlarının, yetki alanlarının ivedilikle belirlenmesi, meslek yasalarının ivedilikle çıkarılması gerekmektedir. Örneğin, “Aile Danışmanlığı” ile “Aile Sosyal Destek Danışmanlığı”nın farkı ve görev tanımları net olarak bilinmelidir. 61. Hükümet Programında yer alan Aile Sosyal Destek Programına (ASDEP) göre, Aile Sosyal Destek Danışmanı, hane ziyareti yaparak, aileler ile ilgili yerinde durum tespiti yaparak, birey ve ailelerin, sosyal hizmet ve sosyal yardımın yanı sıra, sağlık, eğitim ve istihdam başta olmak üzere ihtiyaçlarının karşılanması noktasında gerekli bilgilendirme ve yönlendirme hizmetlerini yürütür. Oysa Aile Danışmanı dediğimizde, aile üyeleri ile, temel görüşme teknikleri ve ilkeleri doğrultusunda, kullandığı yaklaşıma bağlı kalarak, görüşme yapan ve sorunların çözümüne yönelik çeşitli teknikler kullanan bir terapistten bahsediyoruz. Görüldüğü gibi, görev tanımları da, gerektirdiği formasyon da farklı olan iki ayrı iş ortaya çıkmaktadır. Gelecekte aile terapisi Türkiye’de nasıl bir seyir izler, nereye gelir diye bakıldığında, önümüze tartışmalara açık ve muğlak bir tablo çıkmaktadır. Bir işin etkin bir şekilde yürütülebilmesi için elbette ki öncelikle temellerinin sağlam atılması gerekir. Suistimallerin yaşanmaması, mesleki tecavüzlerin ve tartışmaların olmaması, sistemin ehil ve yeterli kişilerce yürütülebilmesi ve en önemlisi, ailelerin bu sistemden maksimum faydayı sağlayabilmeleri için tanımların net yapılması, sınırların net çizilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu temel sağlam atıldığında inanıyorum ki aile terapisi, inanılır, güvenilir bir sistem olarak yaygınlaşacak ve birçok aile bu sistemden fayda görecektir.